RAMAZAN  İKLİMİNİN  GÖLGESİNDEKİ  MUTLULUK

         Milletimizin “Ramazan” anlayışı ve Ramazan’a bakışı çok farklıdır. İftar sofraları, sahur meclisleri, teravih kalabalıkları bu mübarek aya ayrı bir canlılık kazandırıyor. Gerçekten de Ramazan’ın bereketi sadece “oruç” ibadetinden ibaret değildir. Teravih, Kur’an tilaveti ve mukabele meclisleri başta olmak üzere Ramazan ayı ibadetlerin yoğunlaştığı bir aydır.

Sokakta “Ramazan pidesi” satan çocuktan imsakiye dağıtan müesseselere, radyo ve televizyonda yayımlanan özel programlardan gazetelerin Ramazan sayfa ve ilavelerine varıncaya kadar, bu farklılık kendini belli eder.

Diğer ay ve günlerde ibadetlerini tam yapamayanlar bile Ramazan gelince oruçlarını tutarlar, namaz ve diğer ibadetlere daha çok itina gösterirler. Kalpler daha çok yumuşar, yakınlıklar pekişir, şefkat ve merhamet duyguları gelişir. Bütün bunlar, şüphesiz ki Ramazanın bereketidir.

Kalplerimize nur, toplumumuza huzur, evlerimize mutluluk, sofralarımıza bereket getiren mübarek Ramazan ayı mü’minler için manevi değeri pek büyük bir rahmet mevsimidir. Merhameti sonsuz olan Yüce Rabbimiz bu rahmet mevsiminde, her zamankinden daha çok kullarının dualarını kabul eder, günahlarını bağışlar, işledikleri hayırları, yaptıkları ibadetleri fazlasıyla mükâfatlandırır.

Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bu ayın içinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu mübarek gecede melekler yeryüzüne inerek Allah’a ibadet eden mü’minleri selamlar.

Ramazan ayı, diğer aylarda bulunmayan birtakım özelliklere ve üstünlüklere sahiptir. Bu sebeple ona “ on bir ayın sultanı” denilmektedir. İslam’ın beş esasından biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette cehennem ateşinden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir ibadettir. Sevgili Peygamberimiz şu müjdeyi veriyor : “ Kim inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”  

Lütuf ve ihsanı sonsuz olan Yüce Allah kullarının ibadetlerine, yaptıkları iyiliklere bire on mislinden yedi yüz misline kadar mükafat vereceğini bildirdiği halde, “Oruç benim içindir, onun mükafatını ben veririm.” Buyurarak oruç ibadetine ayrı bir önem vermiş ve dolayısıyla mükâfatının çok daha fazla olacağına işaret etmiştir. Oruç büyük bir sabır ve fedâkarlık sonucu yerine getirilen bir ibadet olduğu için karşılığı da ona göre kat kat fazlasıyla verilecektir. Hatta oruçlular kendileri için özel olarak ayrılan,”Reyyan” kapısından cennete gireceklerdir. Oruçlu, Allah’a kavuşarak mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci tadacaktır.

Orucun, ahlakımızı güzelleştirmesi, kötülüklerden bizi koruması, merhamet duygularımızı kabartması, sağlığımızı geliştirmesi, nimetlerin kıymetini öğrenmemizi sağlaması ve sabırlı olmamızı temin etmesi gibi bizim için maddi ve manevi birçok faydaları vardır.

Oruç, sadece yemeyi içmeyi bırakmak değil, aynı zamanda kötülüklerden de uzaklaşmaktır. Midemiz yiyecek ve içeceklerden uzak kaldığı gibi, dilimiz yalandan, ellerimiz haram işlerden, gözlerimiz harama bakmaktan, kulaklarımız yalan ve dedikodu dinlemekten, ayaklarımız kötü işler peşinde koşmaktan uzaklaşarak oruçtan nasibini almalıdır. Oruçludan da beklenen budur.

Oruç, bir ibadet ki,  riya bulaşmaz ona,

O kadar yüksektir ki, riya ulaşmaz ona.

 

Riya, ibadetleri kemiren bir böcektir,

Fakat oruç riyayı, reddeden bir çiçektir.

 

Öyle bir çiçektir ki, solmaz, kokusu yitmez,

Tutana, sağladığı faydalar çoktur, bitmez.

 

Bu faydalar hem dünya, hem ahirette geçer,

Oruç tutan müslüman, Havz-ı Kevser’den içer.

 

Orucun ücretini bizzat, Allah verecek,

Oruç tutan Müslüman, muradına erecek.

             

 A.Celil ÇAKAR

Karamürsel Müftüsü