MUHARREM  AYI  VE  ÂŞÛRÂ

Muharrem ayı Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretlerini başlangıç olarak alan hicri takvimin ilk ayıdır. Bu yılda 29 Aralık 2008 Pazartesi günü hicri yılbaşı olup, hicri 1 Muharrem 1430’a tekabül etmektedir. Dolayısı ile Muharrem ayı dinimiz katında da kutsal, mübarek, ve muhterem sayılan aylardandır, “Eşhûrü’l-Hurun”dandır. Yani savaşılması yasaklanmış hürmetli aylardandır. Kur’an-ı Kerim’de muharrem kelimesi ay ismi olarak geçmemekle birlikte saldırıya uğrama durumu hariç savaşın haram olduğu aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmiştir.(1) Peygamber Efendimiz’de haram ayları Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep olarak açıklamıştır.(2) Muharrem ayının içinde âşûrâ günü gibi çok müstesna ve kıymetli bir gün bulunmaktadır kî, bu gün Muharrem ayının onuncu günüdür.

Hz. Mûsâ ile İsrâil oğulları’nın Firavun’un elinden âşûrâ günü kurtulduğunu ve Hz. Nûh’un gemisinin Cûdi dağına aynı gün oturduğunu söyleyen Yahudileri Hz. Peygamber’in tekzip etmemesi, hatta, “Biz Mûsa’ya sizden daha layığız.” Diyerek bu günde oruç tutulmasını emretmesi âşûrâ’nın Hz. Nuh’tan itibaren semavi dinlerde önemli bir yer işgal ettiğine işaret etmektedir.(3)

Âşûrâ’nın menşeiyle ilgili bu iki yorum dışında bazı tarih, hadis ve fıkıh kitaplarında yer alan haberler, bu günü Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yunus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Mûsa ve Îsâ’nın doğduğu, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Dâvud’un tövbesinin kabul edildiği, Hz. Eyyûb’un hastalığından şifaya kavuştuğu, Hz. Peygamberin geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiği gün olarak tavsif ederler. Ne var ki, bunları ilmen doğrulama imkânı olmadığı gibi bir kısmının yanlışlığı da ortadadır. Mesela Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti 10 Muharrem’de değil 12 Rebîulevvel’de gerçekleşmiştir. Bunun dışındaki rivayetlerin ise İsrailiyat’a dayandığı kabul edilmektedir.(4)

Cahiliye devrinde Kureyş’in de tuttuğu âşûrâ orucunu Hz. Peygamber bi’setten önce tutmuş, sonra bir ara terk etmişse de Medine’ye hicret edince Hz. Mûsa’nın şeriatına uyarak ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer O da bu orucu tutmuş ve Müslümanlara da tutmalarını emretmiştir. Ancak ramazan orucunun farz kılınmasıyla bu orucu isteğe bırakmıştır.

Hz. Muhammed’in sadece Yahudilere has olmayan âşûrâ orucunu emretmesi tabii bir şeydir. Böyle bir tavsiyeden Yahudileri taklit ettiği neticesini çıkarmak, semâvi dinlerin aynı kaynağa bağlı olduğunu kabul etmemektir. Kaldı ki Resûl’i Ekrem, Yahudileri taklit etmemek ve hurafelerinin İslam bünyesine girmesine engel olmak için müminleri uyarmış ve sadece âşûrâ günü değil muharrem’in dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutmalarını tavsiye etmiştir.(5)

 

Âşûrâ’nın İslam tarihinde siyasi bir yönü de vardır. Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de (1 Ekim 680) Kerbelâ’da şehit edilmesinden sonra Şia için bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şiiler’in her yıl dövünerek, kendilerine işkence yaparak tutmaya başladıkları bu matem orucu Şii-Fâtimi devletinin himayesinde devlet merasimleriyle icra edilmiş, daha sonra bu merasimler İran’da gelenek halini almıştır.Esasen dinin yasakladığı bu nevi bir matem, Şiî inancın canlı tutulmasında ve mezhep bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol oynamıştır. Âşûra’yı Şia’nın yas günü ilan etmesine karşılık Emeviler Kerbelâ faciasını unutturmak için bir vesile sayarak o günü âdeta bir bayram kabul etmişlerdi. Hatta Fâtımî Devlet’inin yıkılmasından sonra şenlikler düzenlenmiş ve bu konudaki bid’atların haklı gösterilmesi maksadıyla çeşitli hadisler uydurulmuştur.

 Müslüman Türklerin dini halk geleneğinde önemli bir yer tutan âşûrâ, aynı zamanda, muharremin onuncu günü başlamak üzere daha sonraki günlerde de özel merasimlerle pişirilip dağıtılan tatlıya (aşure) ad olmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşure aşı Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilirdi. Helvacıların nezaretindeki aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanan aşure, muharremin onundan itibaren “aşure testisi” adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılırdı. Anadolu’da da zengin aileler ve esnaf teşkilatları tarafından pişirilen aşure halkın iştirak ettiği merasimlerle dağıtılırdı. Günümüzde de âşûrâ orucu tutmak ve aşure tatlısı pişirmek bütün canlılığıyla devam etmektedir.(6)

 A.Celil ÇAKAR Karamürsel Müftüsü

 

1-      el-Bakara 2/191,194, 217; el-Mâide 5/2, 97; et-Tevbe 9/5, 36

2-      Buhâri, “Megâzî”, 77; “Tevhid”, 24; Müslim. “Kasâme”, 29

3-      Buhâri, “Savm”, 69; Müsned,II, 359-360

4-      TDV İslâm Ansiklopedisi C.4,S.25

5-      Buhâri, “Savm”, 69; Aynî, IX, 190

6-      TDV İslâm Ansiklopedisi, C.4,S.26