|
Niyet
“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya
olarak, gerekse uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana
gelsinler.” (Hac, 27)
Hac bir vuslattır, Hz. İbrahim (a.s.)’in zamanına,
Allah Resulü’nün yaşadığı mekâna, sahabe-i kirâmın sevdasına…
Yüreğinde bu sevdayı taşıyanlarda her sene, ayrı
bir heyecan belirir, vakit yaklaştığında…
Binler, yüz binler dökülür yollara ve vadilere;
akan seller misali... rengarenk bir insan manzarası dolar o kutsal
iklime… Nasıl dolmasın ki, gidilen yer ilk günden beri gözlenen ve
her daim özlenen “Ufuk Nebi’yi” hatırlatmakta… O’nun hatırasını
bugüne ve geleceğe taşımakta…
Dillerde ve gönüllerde daima O’nun ismi...
Duvarlarda ise Kâbe ve Mescid-i Nebî resmi…
Yöneliş
Hac; dilleri, kültürleri, renkleri, ırkları,
ülkeleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı ancak hedefleri bir,
duyguları ve gayeleri aynı milyonlarca Müslümanın ilâhî aşkla bir
araya gelmesi, birlikte Allah’a yönelmesidir...
“Hac, yöneliş demektir. Allah’a ve O’nun
gösterdiği hedeflere yürüyüştür. Hz. Adem’den itibaren kutlu
peygamberlerin, Hz. İbrahim’in hatırasını benliğimizde yaşamaktır.
İlâhî vahyin beşiğini, Hz. Peygamber’in tebliğini ve tevhit
mücadelesini yakından tanımak, tarihle bütünleşmek, 1,5 milyarlık
İslâm dünyasından bu topraklara davet edilen sınırlı sayıdaki
temsilciden biri olmanın hazzını ve sorumluluğunu omuzlarımızda
hissetmektir.”
Yakınlık heyecanı
Evet, Kâbe’ye yolculuk…
Kâbe... Müslümanların kıblesi… milyarlarca insanın
görmek için, kavuşmak için, eteğine tutunup gözyaşı dökmek için,
etrafında büyük bir aşkla dönmek için can attığı kutsal mekân…
Kâbe... Temellerini Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in
birlikte yükselttiği yüce mabet…
Kâbe, Beytullah... Yani Allah’ın evi...
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi
Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan
Kâbe’dir.
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya
kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin
haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” (Âl-i İmran,
96-97)
Yol
Sevgili Peygamberimiz; hac ve umre ibadetine
başlarken; “Allah’ım! Senin rızan için hac (ve umre) yapmak
istiyorum, onu bana kolay kıl ve onu benden kabul buyur”, diye dua
ederek, daha işin başında, bu ibadetin ifası konusunda Cenab-ı
Hak’tan yardım, kolaylık ve muvaffakiyet dilemiştir. Şimdi kutsal
iklime yolculuk başlamıştır. Dua zamanı…
“Allah’ım, bu yolculukta sahibimiz sensin;
ailemizi, evlâdımızı, dost ve malımızı sana emanet ediyoruz,
vekilimiz sensin. Bizi ve onları her türlü kötülüklerden
koru. Yolculuğumuzda ve haccımızda bize kolaylık ver… Elimizle,
dilimizle, bütün vücudumuz ve ruhumuzla senin rızana uygun şekilde
gidip dönmeyi ve hayatımızın bundan sonraki safhalarında senin
rızan dairesinde yaşamayı bize nasip eyle ya Rabbi!”
Varış ve tavaf
Kâbe’ye varmak da, kıbleye dönmek de,
ben-merkezimizin yörüngesinden çıkıp, Rabbimizin rızası dairesinde
bir tavafa girmeyi gerektir.
Tavaf, Hacerü’l-Esved’in hizasından başlayarak
Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmek…
Kâinatta her şey tavaf hâlinde… Ay dünyayı, dünya
güneşi tavaf ediyor... Zerreden kürreye her şey dönüyor…
Kâbe’nin etrafında tavaf eden on binlerce
Müslümanın oluşturduğu tablo, samanyolundaki milyarlarca yıldızın
dönüşüne sanki eşlik ediyor. Tavaftaki manevî hazza erişebilmesi
için insanın kendini tavafın akışına bırakması gerekiyor…
Sa’y
Sa’y, anne sevgisi ve şefkatinin en güzel örneğini
veren Hz. Hacer validemizin hatırasının bir açıdan yâd edilmesi…
Hz. İbrahim Allah’ın emriyle Hz. Hacer ve henüz süt
emmekte olan oğlu İsmail’i ıssız ve çorak bir vadiye bırakır. Çok
geçmeden suyu ve yiyeceği tükenen Hz. Hacer, kızgın güneşin
altında canla başla, telâşla, heyecanla koşar, Safa tepesine…
Çaresiz döner.. Tırmanır, birkaç yudum su
bulabilmek umuduyla Merve tepesine…
Tam sa’y için gidip gelir, bu tepecikler arasında…
Sonunda döner biricik oğlu İsmail’in yanına…
Çaresiz ananın gözyaşları dökülür, Mekke’nin siyah
taşlarına…
Nihayet Allah fışkırtır zemzemi, Kâbe’nin yanı
başında...
Zemzem…Yaratanın büyük ikramı... bu suda Hz.
İsmail’in feryadı, Hz. Hacer’in gayreti ve Allah Rasulü’nün duası
var…
Arafat
“Hac Arafattır.” Arafat, bereketli bir zaman olan
Arefe günü, Yüce Allah’ın af ve rahmetine nail olabilme günü...
Arafat, Allah Resûlü’nün, on dört asır önce yüz
yirmi bini aşkın sahabeye hitap ettiği ve Veda Hutbesi’nin
verildiği yer... Kıyamete kadar insanlığa ışık tutacak evrensel
ilkeleri içeren temel insan hakları bildirgesinin seslendirildiği
mekân…
Arafat, eşitlik ve kardeşlik günü...
Arafat, yalvarış ve yakarış günü...
Annemiz, babamız için, ailemiz ve çocuklarımız
için, milletimiz ve bütün insanlık için dua günü...
Müzdelife
Arafat’ta gün boyu yaşadığımız muarefeye mukabil,
gece boyu Müzdelife’de engin içe dönük bir şuurlanma, aydınlanma
yaşıyoruz...
Mina
Mina, Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in, Allah’a olan
teslimiyetlerinin test edildiğini bildiğimiz yer... Hz. İbrahim,
biricik oğlunu Allah için kurban etmek; İsmail ise teslim olmak
konusunda bir imtihandan geçmişler…
Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i Allah yolunda kurban
etmek üzere tutmuş Mina yolunu… Allah’a olan sadakatini ispatlamak
üzere düşmüş yola… Bu esnada şeytan onu vazgeçirmek için çıkmış
karşısına…
Hz. İbrahim, bugün taşlamanın yapıldığı yerlerde
defalarca taşlamış şeytanı... Neticede baba-oğul ikisi de Allah’ın
emrine teslim olmuş ve bu çetin imtihanı kazanmışlar...
Ve Mina... mal-mülk, makam-mevki, can-canan ve
bütün fanî sevgilerin aşıldığı, Allah sevgisinin zirveye ulaştığı
mekân...
Mina, bayram sabahıdır, maksada erişme günüdür.
Arafat’ta Rabbi ile tanışanların,
Müzdelife’de kendisi ile hesaplaşanların,
Mina’da eli ile ettiği şerleri şeytanın yüzüne
savuranların, hatırına bayramdır bugün.
Ziyaret tavafı
Ziyaret tavafı haccın farzı…
Arafat’ta mahşeri yaşamış ve marifete erişmiş,
Mina’da bütün varlığımızla Allah’ın yolunda olduğumuzu göstermiş
olarak, hayatımızın geri kalan kısmında da sürekli bu halde
olacağımızı bütün içtenliğimizle tekrar tekrar ifade etme zamanı…
Dillerimizde ve gönüllerimizde Rabbimizin bizden
istediği görevi başarıyla yerine getirmenin sevinci, şükrü ve
bunun Allah katında “makbul bir hac” olması dua ve niyazı var.
Veda tavafı
Veda tavafı, vedalaşma tavafı… Son bir kez daha
doya doya ve duya duya tavaf…
Medine
Asırlar önce Medineliler tarafından tarifi imkânsız
bir coşku ile karşılanmıştır günlerce beklenen hicret yolcusu…
O’nu önceden tanıyanlarda zirveleşen bir coşku, ilk
defa görenlerde ise garip bir heyecan vardır.
Hicret yurdu… Yesrib iken, Allah Rasûlü’nün hicret
etmesiyle Allah’ın nuruyla aydınlanan şehir mânâsına
Medine-i-Münevvere olmuş…
Medine, bizler için bir özlemdir. Ona duyulan
özlemin ardında;
Peygamberimize duyulan hasret vardır.
O’nun getirdiği değerlere duyulan saygı vardır…
Fakirlerin, kimsesizlerin hiçbir zaman geri
çevrilmediği makama; cömertlik kapısına duyulan sevgi ve ilgi
vardır...
İnsana verilen değere, kardeşliğe, dostluğa ve
yitirdiğimiz değerlere duyulan özlem vardır.
Dünya gözü ile kendisini göremeyenleri teselli için
şu sözleri zihinlerimizde yankılanıyor…
“Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda
ziyaret etmiş gibidir.”
Medine, tarihe tanıklık etmiş nice şahitlerle
doludur… Her karış toprağında Allah Resûlü ve onun ashabının izi
vardır.
Burası, İslâm nurunun insanlığa ulaştırılması
yolunda gösterilen fedakârlığın ve gayretin en güzel örneğini
vermiş binlerce sahabenin mübarek beldesidir.
Ravza-i Mutahhara
Peygamber efendimizin kabri ile minberi arasında
kalan kısım… Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem namazlarını
burada kılmış ve şöyle buyurmuştur. "Evimle minberim arası, cennet
bahçelerinden bir bahçedir."
Dönüş
Yüce Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden biri
olan zaman, su gibi akar. Hele bu, “sayılı günler” olursa… Daha o
mübarek mekânlara alışayım, doyasıya yaşayayım derken, hac
görevlerinin tamamlanmasıyla bir de insan bakar ki, ayrılık vakti
gelivermiş...
“Kavuşmak güzel de, bir de ayrılık olmasa!” diye
hüzünlenir insan. Aslında fâni olan insanın geçici ömrü de böyle
değil mi?
Hayatımız da nihayet sayılı günlerden ibaret değil
mi?
Keşke geçirdiğimiz zamanlar, hep bu iklimde
geçirilen günler kadar bereketli ve feyizli olsa...
Artık geriye dönüş hazırlıkları başlamıştır…
Artık kutsal iklimden ayrılma zamanı… henüz Kâbe’ye
ve Ravza’ya doyamadan, belki de bir daha kavuşamamak üzere
ayrılık...
Bir daha Kâbe’ye yüz sürmenin aşkı…Kâinatın
efendisine selâm verme iştiyakı ile…
“Allah katında makbul haccın karşılığı, ancak
cennettir.” (Buhari, Umre, 1; Müslim, Hac, 437)
Dr.Ömer MENEKŞE
Derleme ve Yayın Şubesi Müdürü
|