|
Din Eğitim ve Öğretimi
Din iyi ve güzel, kötü ve çirkin, doğru
ve yanlış, adalet ve zulüm gibi hayatın temel çelişkileri hakkında
perspektifler veren, dünya hayatını anlamlı ve yaşanabilir kılan en
önemli değer kaynaklarından biridir. Din, gerek kişisel bir tercih
veya metafizik bir tecrübe olarak, gerekse toplumsal var oluşun
vazgeçilmez bir unsuru olarak hayatın her alanında kendisini gösterir.
Bu itibarla kişisel ve toplumsal kimliklerin sağlıklı bir biçimde
oluşabilmesi için dinin, özellikle de temel inanç ve ibadet
alanlarının öğretilip eğitilmesinde zaruret vardır.
Fert ve toplum hayatının vazgeçilmez
unsuru olan din alanında kim veya kimler eğitim ve öğretim
vereceklerdir?
Bilindiği üzere, İslâmiyet, tevhit
anlayışının tabiî sonucu olarak, kul ile Allah arasına tanrı imajı,
resim, heykel veya din adamı gibi çeşitli vasıta ve aracıların
girmesini kesin olarak yasaklamış; her kulun doğrudan doğruya ve
aracısız olarak, Yüce Allah’a ibadet etmesi esasını getirmiştir. Bu
sebeple de İslâm dininde “ruhban sınıfı” adıyla bir zümre
bulunmamaktadır. Din bilginlerinin görevleri, sadece bildiklerini
bilmeyenlere öğretmek ve bilgilerini soranlardan saklamamaktır. İslâm
nazarında din bilginlerinin, başkaları üzerinde, kendilerine din
tarafından verilen “dinî” bir üstünlük ve hâkimiyetleri yoktur.
Bununla birlikte, dinin özellikle temel değerlerinin eğitim ve
öğretimi ile toplu ibadetlerinin düzenli bir şekilde ifası ve
organizasyonu için de birtakım kişilerin görevlendirilmesine ihtiyaç
bulunmaktadır. Zira bugün insanlar bütün ihtiyaçlarını kendi başlarına
karşılayabilecek birkaç kişi veya birkaç aileden meydana gelen, sade
ve basit bir dünyada değil; hayat şart ve münasebetlerinin gittikçe
zorlaştığı, giriftleştiği ve çeşitlendiği bir dünyada yaşamaktadır.
Böyle bir dünyada ise hayat münasebetlerinin düzenli ve gerektiği
biçimde gerçekleştirilebilmesi için iş bölümü, iş güvencesi ve sosyal
güvenliğe ihtiyaç vardır. Din hizmetlerinin sahipsiz bırakılması, dinî
değer ve ibadetlerin bütünüyle ihmal ve iptaline hatta zamanla ortadan
kalkması tehlikesine yol açabileceği için, söz konusu hizmetlerin
düzenli bir şekilde yerine getirilebilmesi hususunda birtakım
görevlendirmelerde bulunmak gerekmektedir.
II. Din Görevlisi
Geçmişte “hademe-i hayrât (hayırlı işler
görevlileri)” adıyla anılan din hizmetlilerine bugün ülkemizde “din
görevlileri” diyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkındaki 22.06.1965 gün ve 633 sayılı kanunda, Başkanlığın görev ve
yetkileri belirtilirken, “İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk
esasları ile ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak
ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri
Başkanlığı kurulmuştur.” denilmektedir. Kanunun çizdiği genel
çerçeveden hareketle, Diyanet İşleri Başkanlığının camilerde ve cami
dışında ifa ettiği hizmetlere “din hizmetleri” ve bu hizmetlerin
gerçekleştirilmesi sırasında görev alanlara da “din görevlileri” adı
verilebilir. Din görevlilerinin dinî ibadetlerin ifası sırasında
kendilerine hizmet verdiği kişi ve gruplara ise “cemaat” denir. Ancak,
tekrar hatırlatmalıyız ki, bu hizmetler “din” tarafından belirli
birtakım kişi veya kuruluşlara verilmiş “imtiyazlı” bir görev veya
“meslek” değildir.
İnsanları doğru ve güzele, hak ve
adalete yönlendiren din görevlisi, huzursuz ve mutsuz gönüller için
bir umut ışığı; öksüz, yetim, kimsesiz ve haksızlığa uğramış kişiler
için emin ve güvenilir bir melce ve sığınak; katı kalpli suçlular için
ıslah edici bir mürebbî; kin ve nefretle dolu kalplere sevgi zerk eden
bir gönül doktoru; her türlü günah kirine bulaşmış kimselere pişmanlık
ve tövbe kapılarını açan bir yol gösterici; toplumun ahlâkî
değerlerini koruyan ve toplumsal yozlaşma ve kötürümleşmeye karşı
yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularını pekiştiren hasbî bir
lider ve rol modeldir.
III. Din
Görevlisi-Cemaat İlişkisi
Dini ve onun esaslarını insanlara
duyurma (tebliğ) ve insanları dinî konularda aydınlatma (irşad)
göreviyle yükümlü olan din görevlisinin muhatap kitlesi içine
gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, çalışanından işsizine, bir
harf bile bilmeyeninden en yüksek eğitim kademelerine yükselenine…
kadar toplumu meydana getiren bütün unsurlar girer. Bu durum, din
görevlisinin ilgi alanının genişliği yanında, onun görevinin ne kadar
güç olduğunu da göstermektedir.
Din görevlisi-cemaat ilişkisinin
sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için tarafların birbirlerine
karşı görev ve sorumluluklarını dengeli bir biçimde yerine getirmeleri
gerekir. Bu ilişkinin taraflarından “cemaat”in bir bütün halinde
geliştirilebilmesi, netice itibariyle din görevlisinin çalışma ve
gayretlerine bağlı olduğu için biz burada bilhassa din görevlisinin
görev ve sorumluluklarına daha fazla vurgu yapmak istiyoruz.
IV. Din Görevlisinin
Görev ve Sorumlulukları
Din görevlisi-cemaat ilişkisinin
sağlıklı bir biçimde yürütülebilmesi için din görevlisinin birtakım
özel nitelik ve yeteneklere, bilgi ve becerilere sahip olması gerekir.
Şunu unutmayalım ki, hiçbir kurum veya eğitim sistemi, kendisini
işletecek personelin nitelikleri üzerinde hizmet veremez veya hizmet
üretemez. Bu itibarla nitelikli ve seviyeli bir din eğitim ve hizmeti,
ancak nitelikli ve seviyeli din görevlileri tarafından verilebilir.
Bugün, “Klişeleşmiş fikirlerden kurtulmanın psiko-sosyolojik şartları;
kalıplaşmış fikirlerin baskısından bizi kurtarmaya muvaffak olacak
vasıtalardan biri, hakikî manada gerçek din adamlarıdır. Bunlar dini,
hurafelerden temizlemeyi başaracak bir formasyon alırsa, çevrelerine
en büyük rehberliği yapmaya muvaffak olabilirler.” (Halis Ayhan,
Eğitime Giriş ve İslâmiyetin Eğitime Getirdiği Değerler, Damla
Yayınevi, İstanbul 1982, s. 59)
Bu büyük sorumlulukları üstlenen din
görevlilerinde bulunması gereken niteliklerin başında derin alan
bilgisi ve pedagojik formasyon, genel kültür, sosyal olgunluğa ve
adanmış bir kişiliğe sahip olmak gelmektedir.
1. Alan Bilgisi ve
Pedagojik Formasyon
Yaygın din eğitim ve öğretimi veren din
görevlilerinin öncelikle derin ve geniş bir alan bilgisine sahip
olması gerekir. Bu bilgilerin başında doğru ve güzel Kur’an-ı Kerim
okuma becerisi, yeterli seviyede temel ilmihal (inanç, amel, ahlâk)
bilgileri; hutbe, vaaz veya konferanslarında kullanmak zorunda
kalacağı Arapça dinî ibareleri doğru bir şekilde okuyup anlayacak
kadar Arapça dil bilgisi, yeterli seviyede dinî hitabet ve meslekî
uygulama becerisi, bağlı olduğu kurumla ilgili kanun, yönetmelik,
tüzük ve uygulamalara ilişkin genelgeler hakkında hukuk bilgisi
gelmektedir.
Din görevlileri bu temel bilgilerini
sürekli olarak artırmaya, geliştirmeye ve güncelleştirmeye çalışmalı
ve zamanın gerisinde kalmamalıdırlar. Bu bilgileri artırma ve canlı
tutmanın en etkili yollarından biri, onları cemaat ile veya başka
arkadaşlarıyla paylaşmaktan geçer. Ayrıca, din görevlisi sahip olduğu
alan bilgilerini cemaatiyle nasıl paylaşabileceğine dair birtakım
yöntem ve metot arayışına girmeli ve bulduğu bu metotları kendi
şartlarına adapte edebilmelidir.
Görev mahalli olan camide, kürsüde,
kursta veya derste mutlaka zamanında bulunması gereken din görevlisi,
kendisinden dini öğrenmeye ve ibadetlerini birlikte ifa etmeye gelen
insanların istek ve problemleriyle ilgilenmeli, onların her birine
anlayış ve kavrayış seviyelerine göre davranmalı, onlarla konuşurken
kendi mizaç ve zaaflarını kontrol altında tutmalı, sabırlı, olgun ve
mütevazı bir kişilik sergilemeli, onları baştan savıcı tavırlardan
kaçınmalı; onlarla saygısız, kaba, hiciv ve istihza içeren bir tarzda
konuşmamalıdır. Nitekim bu konularda Kur’an-ı Kerim bize Hz.
Peygamber’in örnek şahsiyetini hatırlatarak şöyle demiştir:
“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara
yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz
etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları
için dua et; iş hakkında onlara danış.” (Al-i İmrân, 159)
“Ey inananlar! And olsun ki, içinizden
size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün,
inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe,
128)
Din görevlisi, cemaatle ilişkilerinde
şahsî meselelerinden bahsetmemeli, onlarla aşırı bir biçimde senli
benli olmamalı ve araya belirli bir mesafe koymalı, cemaatine mensup
kişilerin geçmişteki hatalı hal ve davranışlarını araştırmamalı, ayıp
veya kusurlarını yüzlerine vurmamalı ve onları toplum karşısında
mahcup duruma düşürmemelidir. Gerektiği hallerde cemaatini veya
kişileri değil, bizzat doğru olmayan hal ve davranışları eleştirmeli;
insanları tenkit veya tehdit edici, kişiler arası kıskançlık veya
aleyhte kıyaslamalar doğurucu konuşmalar yapmamalı, müjdeleyici ve
uyarıcı olmalıdır. Şu ayet-i kerimeler bize bu ilkeleri ilham
etmektedir:
“Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı
emret, bilgisizlere aldırış etme.” (Arâf, 199)
“Sizden iyiye çağıran, doğruluğu emreden
ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız
onlardır.” (Âl-i İmrân, 104)
Din görevlisi din eğitim ve öğretiminde
korku yerine sevgi ve hikmeti esas almalı; sözlerinde,
davranışlarında, giyim ve kuşamında her türlü aşırılıktan
kaçınmalıdır.
Din görevlisi çocuk ve gençlerle özel
olarak ilgilenmelidir. Onların dinî tecrübelerinde ve ibadetleri
sevmelerinde din görevlilerinin büyük etkisi bulunmaktadır. Cami
avlusunda veya içerisinde oturan, oynayan, konuşan çocuklara karşı
sevgi, merhamet ve sempati ile yaklaşmalı, bu konuda gerektiği
hallerde cemaatini de uyarmalı ve eğitmelidir. Bir gün huzurunda
konuşurken titreyen bir adama karşı Hz. Peygamber Efendimiz; “Rahat
ol! Ben kral değilim. Ben sadece kuru ekmek yiyen bir kadının
oğluyum.” (İbn Mâce, “Et’ime”, 30) diyerek tevazuun ve merhametin en
büyük bir örneğini göstermiştir.
Yaptığı işi isteyerek ve severek
yapmayan bir kişinin söz konusu işte başarılı olması beklenemez. Din
görevlisi de yaptığı görevi isteyerek ve severek yapmalı ve her din
görevlisinin, insanlara ve gelecek nesillere iftiharla anlatabileceği
bir başarı öyküsü bulunmalıdır.
2. Genel Kültür
Din görevlisinin hizmetlerinde başarılı
olabilmesi için sadece alan bilgisi de yetmeyebilir. Onun hem bir
eğitimci hem de medenî bir insan olarak, başta genel eğitim ve öğretim
metotları, psikoloji, pedagoji, tıp, ticaret ve güzel sanatlar olmak
üzere hayat münasebetleriyle ilgili dinî, sosyal, kültürel ve bilimsel
her konuda az veya çok birtakım bilgilere sahip olması gerekir. Bu
çerçevede, hem kendi sağlığı hem de cemaatine sağlık bilinci
aşılayabilmesi için sağlık ve spor konularında duyarlı, çevre
bilincini yerleştirebilmek için de tabiat ve kültür varlıkları
hakkında ilgili ve bilgili olmalıdır. Ayrıca, din görevlisi dünyadaki
gelişmelerden haberdar olabilmek ve cemaatinden geride kalmamak için
en az bir doğu ve bir de batı dilini bilmeli; bilgisayar, faks, uydu…
gibi modern iletişim ve haberleşme araçlarını kullanabilmelidir. Bütün
bu bilgiler, dinin sosyal, ekonomik, sağlık, hukuk ve kültürel hayatla
ilgili mesaj ve perspektiflerinin topluma anlatılması ve aktarılması
sırasında din görevlisine yardımcı olacaktır. Din görevlisi bu
kaynaklardan elde edeceği bilgiler ile kendi alan bilgilerini barışık
bir bütüne ulaştırabilmek için de zihinsel birtakım süreçlerden
geçmelidir. Din görevlisinin temel vazifesi insanları dinen ve ahlâken
yetiştirmek ve geliştirmektir; kendisini yetiştirmeyen ve
geliştirmeyen kimselerden ise başkalarını yetiştirmesi ve geliştirmesi
beklenemez.
3. Adanmış Bir Kişiliğe
Sahip Olmak
Din görevlisinin, ifa ettiği tebliğ ve
irşad görevini yaparken, sahip olduğu derin alan bilgisi ve genel
kültür de her zaman yeterli olmayabilir. Bunlar yanında onun engin bir
sevgi ve hoşgörü kaynağı olan geniş bir gönle, her türlü zorluk ve
güçlüklerle mücadele edebilecek sağlam bir iradeye ve kendisini
insanlığın hizmetine hasredecek bir sosyal olgunluk ve adanmış bir
kişiliğe de sahip olması gerekir. Çünkü etkili bir tebliğ ve irşad
vazifesi, sıradan ve statik bir iş değildir. Bir kimse bütün
samimiyeti ile inanmadıkça ve bizzat bir davranış haline getirmedikçe,
herhangi bir dinî konuyu başarılı ve inandırıcı bir şekilde
başkalarına anlatamaz. Birtakım sıradan hareket ve eylemlerimizi
yücelten, âdet ve alışkanlıklarımız ile ibadetlerimiz arasını ayıran
en önemli faktör, insanların niyet ve inançlarıdır.
Sosyal olgunluğa ve adanmış bir kişiliğe
sahip olan din görevlisi, cemaati ile ilişkisi sırasında, yararsız söz
ve davranışlarda bulunmayacak, insanlar arası fikir ve düşünce
ayrılıklarını derinleştirmeyecek, dürüst, çalışkan, içi ve dışı temiz,
kendine güvenen, samimi, ileri görüşlü, nazik, kolaylaştırıcı, pozitif
enerji ve sevgi dolu bir güzel arkadaş ve dost olacaktır. Nitekim
Kur’an-ı Kerim’de; “Allah sizin için kolaylık diliyor, zorluk
istemiyor.” (Bakara, 185) denmiş, Hz. Peygamber Efendimiz de;
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret
ettirmeyiniz.” buyurmuştur. (Buhârî, “İlim”, 11; “Edeb”, 80; “Cihad”,
164; Müslim, “Cihad”, 5; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 17)
Buraya kadar vurguladığımız tavsiye ve
değerlerden, din görevlisinde bulunmaması gereken bazı özellikler de
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bunlar genel olarak; cehalet,
alanında yetersizlik, görevini ciddiye almamak, insanları sürekli
olarak azapla veya cehennemle tehdit etmek, hoşgörüsüzlük,
anlayışsızlık, kabalık, kötümserlik, ön yargılı olmak, güven telkin
edememek, insanlar arası ayrım yapmak, herhangi bir siyasî veya
ideolojik görüş ya da gruba aşırı bağlılık ve yalancılık gibi
hallerdir.
Prof. Dr. Ferhat Koca
Hitit Ünv. İlâhiyat Fak. Dekanı |