KARAMÜRSEL HAKKINDA

                      M.Ö 279 yıllarında Perslerin Karamürsel’e yerleşmiş olmaları Karamürsel’in tarihinin ne kadar eskilere dayandığını gösteriyor.

Karamürsel, İstanbul’un fethi ile ilgili Peygamberimizin övgüsüne layık olmak isteyenlerin uğrak yeri de olmuş.

  Ömer bin Abdülaziz (670-717) döneminde Süleyman bin Abdülmelik tarafından donatılarak 715’de İstanbul’u almak için yola çıkan Arap ordusu aynı yılın sonbaharında bugünkü Akçat beldesine ulaştı. Düşmanla mücadelelerinin yanında veba hastalığına da maruz kaldıkları ve bir kısmının bu hastalıktan vefat ettikleri ve buraya gömüldükleri, eskilerin “Garipler Mezarlığı” diğer deyimle “Şam Mezarlığı” dedikleri geniş alandan anlaşılmaktadır.

Tarihi belge ve bilgilere göre, Osmanlı Devletinin ilk kuruluş yıllarında Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) olarak görevlendirilen Karamürsel Alp, ilk Osmanlı Tersanesini ve Deniz Üssünü, Karamürsel’de kurdu, ilk donanmayı, dönemin en kıvrak kadırgalarıyla burada inşa etti ve Osmanlı’nın Bizans’la deniz savaşı bu noktadan başladı. Vasiyeti üzerine  bu büyük komutan kendi adını taşıyan şirin ilçemizde metfun bulunmaktadır.

İlçedeki tarihi eserlerin çoğu yıkılıp yok olmuştur. Bunlardan biri Şeyh Edebali soyundan olduğu bildirilen Karabali bey tarafından  hicri 938, Miladi 1527 yılında yaptırılan Karabali camii ve Külliyesidir.1 cami, 1 kervansaray, 1 hamam, 1 mektep ve 1 çeşmeden meydana gelen bu külliyeden bugün sadece 1cami bulunmaktadır. Ancak külliyede bulunan tarihi cami 1921 yılında Karamürsel’i işgal eden Yunanlılar tarafından yakılmış, Cumhuriyet döneminde ise yeniden onarılmıştır.

24 Temmuz 1933’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk Karamürsel ilçemizi ziyaret etmiş ve sohbeti sırasında “Ne mutlu size; böyle güzel bir kasabada oturuyorsunuz. Karamürsel halkı, İstiklal Savaşımızda çok çalışmış, düşmana mukavemet etmiş, kadını ve erkeği ile cepheye cephane ve silah taşımıştır. Bu sebeple burayı ziyaret etmekten son derece memnunum.”diyerek Karamürsel ve Karamürsel halkı hakkındaki yüksek duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir.

Karamürsel’in ekonomik yapısının önemli bir bölümü tarıma dayalı olup meyve ve sebze yetiştiriciliği ile il düzeyinde önemli bir konuma sahiptir.

Karamürsel ilçesi kendine özgü Akpınar suyu, Akçat suyu, Taşağıl suyu ve İnebeyli suyu gibi ünlü memba ve şifa sularının yanında; Avcı köyü Hasanpınar, Osmaniye köyü kaymakam ve Başkiraz memba suları da meşhurdur

Dünyada güneşin en güzel battığı yerlerden biri olan şirin Karamürsel ilçesi piknik ve mesire yerleri ile de ünlüdür. Bunlardan biri, yeşilliklere bezenmiş ormanlarla iç içe; orada bulunanlara kuş ve su seslerinin armonisini fısıldayarak harika bir ortamı bahşeden Başdeğirmen’dir. Burada kurulmuş olan tesislerde yılda 24 ton alabalık yetiştirilmektedir.

Bir diğeri asırlık karaağaç ve gürgen ağaçlarının gölgelediği ve adını da bu alanda mezarı bulunan bir evliyadan almış olan Sünni baba mesire yeri de Kocaeli İl Genel Meclisinin sağladığı ödenekle Kocaeli Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğünce yeniden düzenlenmiş ve halka açık bir park haline getirilmiştir.

Ayrıca, Karamürsel’in Tahtalı Köyü sınırları içinde bulunan ve devasa gürgen ve kayın ağaçlarının süslediği Gürgenlik Piknik ve Mesire yeri; hoş manzarası, oksijen yüklü havası ve pırıl pırıl pınarları ile insanları cezbeden bir doğa harikası olan bu yer, özgün bir ormanlık olması sebebi ile Türkiye’nin en büyük coğrafya dergisi olan Atlas’ta da yer almıştır. Görmeğe değer bir başka piknik yeri de, halk arasında “Aşıklar Tepesi” olarak ta anılan Oluklu Tepesi’dir.

Bu şirin ilçe spor alanında da dünyada ün yapmıştır. Yağlı güreş tarihimizde bir ilke daha imza atan Karamürsel, Cumhuriyet döneminde ülkemizde 12 yıl Kırk Pınar Baş Pehlivanlığı ve 3 altın Kemeri kazanan tek yer olmuştur. Bu nedenle 23 yıldır aralıksız bu ilçede Geleneksel Altın Kemer Yağlı Pehlivan Güreşleri yapılmaktadır.

KARAMÜRSEL SEPETİ HAKKINDA

Kestane ağacının çubuğundan örülen, kendisine özgü özelliği ile gayet pratik, kullanışlı basit bir el taşıma aracı olan Karamürsel sepetinin özelliği, ağaçtan toplanan yaş meyveyi zedelemeden kabına ulaştırmasıdır. Üne kavuşması ise, Osmanlı padişahlarından Abdülaziz'in gezi için Hereke'deki av köşküne gelmesiyle olur. Padişah'ın Hereke'ye geleceğini duyan Karamürsel eşrafı, âdet olduğu üzere bir hediye götürüp sunmaya karar verirler. Mevsimin yaz olması sebebiyle hediye olarak kirazı seçerler. Padişahın huzuruna çıkacak olan kasaba temsilcileri, itina ile toplanan kirazları bir sepete doldurarak sandalla Hereke'ye geçerler. Padişahın huzuruna kabul edilirler ve hediye sepetini sunarlar. Oldukça değişik ve sade hediyeyi gören Abdülaziz, biraz şaşırarak birazda küçümseyerek hediye sepetini şöyle bir süzer. İçinde ne olduğunu merak etmekten kendini alamaz. Derhal gümüş bir tepsi getirilir, sepetin içindeki kirazlar tepsiye boşaltılır. Sepetin içindeki kirazlar tepsiye sığmayıp taşınca, Abdülaziz hayretle şöyle mırıldanır " Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekini tepsiye sığdıramadık!". Abdülaziz'in bu sözü daha sonraları halk arasında, bir nevi deyim olur çıkar.

Karamürsel sepetinin tabanı 15–20 cm.dir. Ağız genişliği 40.45 cm , boyu ise 60–65 cm.yi bulur. Yarım koniyi andıran sepet iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğünden iç hacmi, dış görünüşünün aksine geniştir. Sepetin tek hammaddesi, düzgün ve budaksız kestane çubuğudur. Bu çubuğun "şah" denen körpe devresi vardır ki, bu devre içinde kesilip kurutulmaya bırakılan çubuktan daha sağlam ve kaliteli sepetler yapılır. Ormandan getirilen kestane (yabani olanı makbuldür) çubukları, en az bir hafta süreyle kurumaya bırakılır. Daha sonra usta, özel çok keskin bıçağı ile çubukları çıtalar halinde keser, kesilen çıtalar suya batırılarak yumuşatılır. Sepetin örülmesi için ana malzeme böylece tamamlanır. Usta sepeti tabanından tıpkı bir örümcek ağı gibi örmeye başlar. Çıtalara kazandırdığı esneklik, maharetli elleri arasında şekillenir ve bir süre sonra sepetin iskeleti ortaya çıkar. Usta ölçü kullanmaz, ama şaşılacak bir uyum ve alışkanlıkla sepete koni biçimini verir. Usta sepetin dik durabilmesi için ona bir denge kazandırmak sorundadır; bunu da bilgi ve tecrübesiyle ama el yordamıyla yapmayı başarır. Sepetin ortasına ağaç kabuğundan bir kuşak döşer; kuşak üstü örmesine de, kamalarla ayrı bir biçim, ayrı bir desen verir. Üst kuşakla orta kuşak arasında örgünün çözülmemesi için yine çıtalardan yapılmış bağcıklar kullanılır ki, böylece kamalar ve bağcıklar sepetin uzun süre dağılmadan dayanmasını sağlamış olur.

Kurutulmuş kestane çıtalarından yapılan Karamürsel sepeti yüzyılların birikimiyle ortaya çıkan ölçülere sahip. Sepetçilik tarımın bölgede yaygınlaşmasıyla birlikte gelişmiş. Ustalar da bu ölçüleri yıllar boyu el ve göz yordamı ile yakalamış. Bir zamanlar bahçelerde çalışanlar İstanbul'a sandıkla taşınan meyvelerin bozulup, ezilmeden toplanması amacıyla sepetleri iple bellerine bağlarmış. Günümüzde de kiraz toplamada bu sepetler kullanılıyor ama eskisi kadar rağbet görmüyor.