|
Hz. Peygamberin sevgi anlayışının merkezinde hoşgörü ve insan sevgisi
vardır. Zira Onun kalbi şefkat, merhamet ve insan sevgisi ile dolu
idi. Nitekim Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde Onun
hakkında şöyle buyuruyor: Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak
gönderdik.(2)
Sevginin en büyük timsali olan Hz. Peygamber: Nefsim kudret elinde
olan Allaha yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz,
birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.(3) ve Sizden
biriniz kendi nefsi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe
gerçek mümin olamaz.(4) emirleriyle topluma sevgi ve kardeşlik
tohumlarını atmıştır.
Peygamberimizin sevgisi, bütün insanlar için geçerli idi. En çok da
müminleri severdi. O, Müslümanların hüzünleriyle hüzünlenir,
sevinçleriyle sevinirdi.
Onun bu sevgisi dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir sevgiydi.
O, yetimlerin, öksüzlerin koruyucusuydu.
O, hak sahibine hakkını veren,
her zaman insan
kazanmaya çalışan ve insana insan olduğu için değer veren rahmet
Peygamberiydi.
O, taşlaşmış kalpleri sevgiyle dolduran en güzel
öğretmendi.
O, insanlar
için her türlü fedakârlığı yapabilen, komşusu aç iken tok yatmayan,
kadına, çocuğa, köleye en güzel değeri veren şefkat Peygamberiydi.
Müslümanlar arasındaki sevgiyi daima teşvik eden Hz. Peygamber, bu
konuyu çok veciz ve kapsamlı bir şekilde bir hadislerinde şöyle ifade
buyurmuşlardır:
Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte
müminlerin misali bir bedenin misali gibidir. Ondan bir uzuv (organ)
rahatsız olsa,diğer uzuvlar da uykusuzluk ve hararetle ona iştirak ederler.(5)
Peygamberimizin oluşturmuş olduğu İslâm kardeşliği bünyesinde gelişen
sevginin, hangi boyutlara kadar ulaşabildiğini, bütün varlıklarını
yarı yarıya paylaşabilme fedakârlığında bulunan Ensar ve Muhacir arasında en güzel
bir şekilde görebilmekteyiz. Zira, bu sevginin ulaştığı boyutlar
Kuran âyetinde
bizzat Cenab-ı Hakkın övgüsüyle ortaya konmuştur.
Bu konuda Haşr
suresinin 9. âyeti Kerimesinde şöyle buyrulur: Onlardan (Muhacirlerden)
önce o yurda
(Medineye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar,
hicret edenleri severler. Onlara (Muhacirlere) verilenlerden dolayı
içlerinde bir
rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar
bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden,
hırsından
korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Allah Rasulü (s.a.v) insanlara Allahı ve Onun sevgisini anlatırken
çok çile çekmişti. En yakınları olan akrabaları tarafından horlandı ve
büyük
işkencelere maruz kaldı. İslâma davet amacıyla gittiği Taifte Onu
evlatlığı Zeydle birlikte taşladılar ve hakir gördüler. Uhud
savaşında dişini
şehit ettiler. Ama O, bir kere olsun kendisine eziyet edenlere beddua
etmedi. Onların hep iyiliğini istedi. Hatta Allah Tealaya:
Ya Rab! Kavmime hidayet nasip et çünkü onlar bilmiyorlar.(6)
diyerek dua ve niyazda bulundu.
Yüce Allah Onu, Putperestlik inancıyla yoğrulan, fuhuş, içki ve kumar
batağında bulunan, çok basit meseleler yüzünden bile birbirlerini
kolayca
öldürebilen, hatta ve hatta kendi öz kız çocuklarını diri diri toprağa
gömen bir topluma Peygamber olarak göndermişti. Ve O, kendisine
verilen şefkat
ve sevgiyle cahiliye dönemini asr-ı saadet dönemine çevirmişti.
Ondaki sevgi ve merhametin adeta sınırı yoktu. Kimseye bir kötülük
dokunmasını, hiçbir
kimsenin incinmesini istemezdi. İnsanlar için hep iyiyi ve güzeli
isterdi. Yüce Allahda Onun sevgi ve merhametine işaretle Âl-i İmran
suresinin 159.âyeti celilesinde şöyle buyurmuştur:
Sen Allahın Rahmeti
sayesindedir ki, onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, (haşin)
katı yürekli olsaydınonlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet.
Onlar için Allahtan bağışlama dile.
O, kendisine kin kusanlara bile
merhamet etmiş,
fetih zaferiyle Mekkeye girdiğinde yıllarca karşısında kılıç tutan
insanları affetmiştir. Zira Onun insan sevgisi sıradan insanların
sevgisi gibi değildi.
Hz. Muhammed (s.a.v), dini, dili, ırkı ne olursa olsun; zengin, fakir,
köle, efendi, siyah, beyaz kim olursa olsun insanlara eşit davranırdı.
Bütün insanlığın iyiliğini isterdi. Bunun içinde sürekli Allaha dua
ederdi.
Hz. Peygamberin insanlığa duyduğu o engin sevgisinin en büyük kanıtı
olarak Allah (c.c) Tevbe suresinin 128. ayeti celilesinde şöyle
buyurur:
Size içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz Onu
incitir ve üzer. Size çok düşkündür. Müslümanlara çok merhametlidir.
Onlara hayır diler.
Peygamberimizin o engin insan sevgisinin çok önemli bir boyutunu da
çocuklara olan sevgisi oluşturmakta idi. Küçüklerimize merhamet ve
sevgi,
büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.(7) buyuran Hz.
Peygamber çocuklara sevgiyi evrensel bir prensip olarak ilan etmiştir.
Bir çocuk gördüğünde Peygamberimizin mübarek yüzünü neşe ve sevinç
kaplardı. Yolda gördüğü bir çocuğa selam verir, onun hal ve hatırını
sorar,(8) onunla
konuşur ve şakalaşırdı.(9) Çocuklarla oynar,(10) onlara hediyeler
verirdi. Onlarla çocuklaşır, onların seviyesine göre hareket ederdi.
Binekli olduğu
zaman çocukları bineğine alır, gidecekleri yere kadar götürürdü.(11)
Hz. Peygamber, ashabına çocukları sevmelerini tavsiye etmiş ve
çocuğunu hiç öpmediğini söyleyen bir bedeviye, Allah kalplerinizden
merhameti çıkardı
ise ben ne yapabilirim ki!(12) buyurarak çocuk sevgisinin önemine
dikkat çekmiştir.
Yine bir gün Allahın elçisi torunu Hasanı öpüyordu.
Yanında
Temim kabilesinin ileri gelenlerinden Akrâ b. Habis vardı. Akrâ, Hz.
Peygamberin çocuğu öptüğünü görünce: Benim on çocuğum var, onlardan
hiç birini
öpmedim! dedi. Bunun üzerine o Yüce sevgi ve şefkat Peygamberi şöyle
buyurdu: Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet
etmeyene
Allah merhamet etmez.(13)
Peygamberimiz çocuklar arasında kız ve erkek ayrımı asla yapmazdı.
Böyle bir durum sergileyenleri uyarır, davranışlarının düzeltilmesini
sağlardı.(14)
Enes(r.a)ın anlattığına göre, Hz. Peygamberin yanında bir kimse
bulunuyordu. Derken bu kişinin bir oğlu geldi. Adam onu öperek dizine
oturttu. Az sonra
küçük bir kızı daha geldi. Adam onu önüne oturttu. Bunun üzerine Hz.
Peygamber: Bunların ikisini de bir tutsana! diye adamı uyardı.(15)
Peygamberimiz,
müslüman olmayan çocuklara da aynı şefkat ve sevgisini göstermiştir.
Onun çocuklara has özel bir sevgisi vardı.
Bir savaş bitiminde, savaş meydanında çocukların cesedini görünce
gözleri yaşlarla dolup taşmıştı. Savaş esnasında iki taraf arasında
çocuklar kalmış ve
öldürülmüşlerdi. Peygamberimizin bu olay karşısındaki büyük üzüntüsünü
ve gözyaşlarını gören sahabelerden biri, Ya Rasulallah! Onlar müşrik
çocuklarıydı. Dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) de: Farkında değimlisiniz?
Sizin en hayırlılarınız da müşriklerin çocuklarıydı.Aman ha! Çocukları öldürmeyin.(16) buyurmuştur.
Hz. Peygamber, kadınlara karşı da çok merhametliydi. Kadınlara iyi
davranır, onları üzmezdi. Zira Onun hiç kimseyi kırdığı görülmemişti.
O, evrensel insan
hakları beyannamesi niteliğinde olan veda hutbesinde, kadınların
haklarının gözetilmesinin gereğini tüm insanlığa ilân etmiştir.
İnsanların birbirlerini sevmelerine büyük önem vermiş olan O, Yüce
Peygamber bir hadis-i şeriflerinde, bu sevginin önemini şöyle ifade
buyurmuşlardır:
Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Rasûlullah buyurdular ki: Allahın kulları
arasında bir gurup vardır ki, onlar ne Peygamberlerdir ne de
şehitlerdir. Üstelik
kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle
Peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler.
Orada bulunanlar sordular: Ey Allahın Rasûlü! Onlar kimlerdir, bize
haber ver.Peygamberimiz: Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine
bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah rızası için birbirlerini
sevenlerdir.
Allaha yemin ederim ki, onların yüzleri (kıyamet gününde) bir nur
üzeredir. Halk bakarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar
üzülmezler.(17)
Ve şu âyeti okudu:
Haberiniz olsun Allahın dostları var ya! Onlara ne korku var, ne de
onlar üzüleceklerdir.(18)
Peygamberimiz (s.a.v) düşmanlarına dahi sevgi ile muamele ederdi.
Çünkü O, âlemlere rahmet olarak gelmiş bir Peygamberdi.
Yüce Allah Ona Habibim (sevgilim) demişti. Bu Yüce Allah tarafından
Ona verilmiş olan o büyük değerin ifadesi idi.
Evet, hiçbir insan Onun gibi sevmedi, sevemezdi. O, eşsiz bir sevgi
pınarıydı. O, insanları bütün yüceliği ile sevdi.
O, en kötünün bile ayağına onlarca kez gitti.
Yeter ki o yanmasın,
ateş onu almasın diye.
Hangi akıl sahibi bakınca görmezdi
Onun gözlerindeki ışıltılı sevgiyi.
A.Celil ÇAKAR
Karamürsel Müftüsü
1-Ahzâb 33/21
2-Enbiyâ 21/107
3-Müslim, iman 93; Ebu Davud, Edeb, 142
4-Buhari, iman 7
5-Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66(Hadis No:2586)
6-Buhari, Enbiyâ, 37
7-Tirmizi, el-Birr ves-Sıla 15(Hadis No:191921)
8-Müslim, selâm, 15(Hadis No:2168)
9-Buhari, Fedâilus-Sahabe 22
10-Buhari,Ahlâk hadisleri,I,285(Hadis No:270)
11-Buhari, Umre 13
12-İbn Mâce, Edeb,3(Hadis No:3665)
13-Tirmizi, el-Birr ves-Sıla 12 (Hadis No:1911);Buhari, Edeb, 18
14-TDV İslam Ansiklopedisi, VIII, 356
15-Sahihi Müslim tercüme ve şerhi, sönmez neşriyat, İstanbul, 1978,
VI-II/155
16-el-Hindi, Kenzûl-Ummâl Beyrut 1985, IV,591
17-Ebu Davud, Büyu, 78 (Hadis No:3527)
18-Yunus10/62
|