Hz. PEYGAMBERDE İNSAN SEVGİSİ

Sevgi, hoşgörü, şefkat, bağış, merhamet denince ilk akla gelen hiç şüphesiz ki Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. Çünkü O, Rabbimizin ifadesiyle “üsve-i hasene” dir.
(1) Yani O, bütün ahlaki güzelliklerle bezenip donanmış ve tüm kusurlardan arındırılmış tek örnektir.
Biz bu yazımızda kısaca Hz. Peygamberimizdeki insan sevgisi üzerinde duracağız.

Hz. Peygamber’in sevgi anlayışının merkezinde hoşgörü ve insan sevgisi vardır. Zira O’nun kalbi şefkat, merhamet ve insan sevgisi ile dolu idi.  Nitekim Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de O’nun hakkında şöyle buyuruyor: “ Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(2)
Sevginin en büyük timsali olan Hz. Peygamber:” Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz,
birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”(3) ve “ Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe
gerçek mü’min olamaz.”(4) emirleriyle topluma sevgi ve kardeşlik tohumlarını atmıştır.
Peygamberimizin sevgisi, bütün insanlar için geçerli idi. En çok da mü’minleri severdi. O, Müslümanların hüzünleriyle hüzünlenir, sevinçleriyle sevinirdi.
O’nun bu sevgisi dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir sevgiydi.

O, yetimlerin, öksüzlerin koruyucusuydu.

O, hak sahibine hakkını veren, her zaman insan kazanmaya çalışan ve insana insan olduğu için değer veren rahmet Peygamberiydi.

O, taşlaşmış kalpleri sevgiyle dolduran en güzel öğretmendi.

O, insanlar için her türlü fedakârlığı yapabilen, komşusu aç iken tok yatmayan, kadına, çocuğa, köleye en güzel değeri veren şefkat Peygamberiydi. Müslümanlar arasındaki sevgiyi daima teşvik eden Hz. Peygamber, bu konuyu çok veciz ve kapsamlı bir şekilde bir hadislerinde şöyle ifade buyurmuşlardır:
” Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misali bir bedenin misali gibidir. Ondan bir uzuv (organ) rahatsız olsa,diğer uzuvlar da uykusuzluk ve hararetle ona iştirak ederler.”(5)
Peygamberimizin oluşturmuş olduğu İslâm kardeşliği bünyesinde gelişen sevginin, hangi boyutlara kadar ulaşabildiğini, bütün varlıklarını yarı yarıya paylaşabilme fedakârlığında bulunan Ensar ve Muhacir arasında en güzel bir şekilde görebilmekteyiz. Zira, bu sevginin ulaştığı boyutlar Kur’an âyetinde bizzat Cenab-ı Hakk’ın övgüsüyle ortaya konmuştur.

Bu konuda Haşr suresinin 9. âyet’i Kerimesinde şöyle buyrulur: “ Onlardan (Muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara (Muhacirlere) verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”  
Allah Rasulü (s.a.v) insanlara Allah’ı ve O’nun sevgisini anlatırken çok çile çekmişti. En yakınları olan akrabaları tarafından horlandı ve büyük
işkencelere maruz kaldı. İslâm’a davet amacıyla gittiği Taif’te O’nu evlatlığı Zeyd’le birlikte taşladılar ve hakir gördüler. Uhud savaşı’nda dişini şehit ettiler. Ama O, bir kere olsun kendisine eziyet edenlere beddua etmedi. Onların hep iyiliğini istedi. Hatta Allah Teala’ya:
” Ya Rab! Kavmime hidayet nasip et çünkü onlar bilmiyorlar.”(6) diyerek dua ve niyazda bulundu.
Yüce Allah O’nu, Putperestlik inancıyla yoğrulan, fuhuş, içki ve kumar batağında bulunan, çok basit meseleler yüzünden bile birbirlerini kolayca
öldürebilen, hatta ve hatta kendi öz kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir topluma Peygamber olarak göndermişti. Ve O, kendisine verilen şefkat
ve sevgiyle cahiliye dönemini asr-ı saadet dönemine çevirmişti. O’ndaki sevgi ve merhametin adeta sınırı yoktu. Kimseye bir kötülük dokunmasını, hiçbir kimsenin incinmesini istemezdi. İnsanlar için hep iyiyi ve güzeli isterdi. Yüce Allah’da O’nun sevgi ve merhametine işaretle Âl-i İmran suresinin 159.âyeti celilesinde şöyle buyurmuştur:

” Sen Allah’ın Rahmet’i sayesindedir ki, onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, (haşin) katı yürekli olsaydınonlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile.”

O, kendisine kin kusanlara bile merhamet etmiş, fetih zaferiyle Mekke’ye girdiğinde yıllarca karşısında kılıç tutan insanları affetmiştir. Zira O’nun insan sevgisi sıradan insanların sevgisi gibi değildi.
Hz. Muhammed (s.a.v), dini, dili, ırkı ne olursa olsun; zengin, fakir, köle, efendi, siyah, beyaz kim olursa olsun insanlara eşit davranırdı.
Bütün insanlığın iyiliğini isterdi. Bunun içinde sürekli Allah’a dua ederdi.
Hz. Peygamber’in insanlığa duyduğu o engin sevgisinin en büyük kanıtı olarak Allah (c.c) Tevbe suresinin 128. ayeti celilesinde şöyle buyurur:”
Size içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz O’nu incitir ve üzer. Size çok düşkündür. Müslümanlara çok merhametlidir. Onlara hayır diler.”
Peygamberimizin o engin insan sevgisinin çok önemli bir boyutunu da çocuklara olan sevgisi oluşturmakta idi. “ Küçüklerimize merhamet ve sevgi, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”(7) buyuran Hz. Peygamber çocuklara sevgiyi evrensel bir prensip olarak ilan etmiştir.
Bir çocuk gördüğünde Peygamberimizin mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Yolda gördüğü bir çocuğa selam verir, onun hal ve hatırını sorar,(8) onunla konuşur ve şakalaşırdı.(9) Çocuklarla oynar,(10) onlara hediyeler verirdi. Onlarla çocuklaşır, onların seviyesine göre hareket ederdi. Binekli olduğu zaman çocukları bineğine alır, gidecekleri yere kadar götürürdü.(11)
Hz. Peygamber, ashabına çocukları sevmelerini tavsiye etmiş ve çocuğunu hiç öpmediğini söyleyen bir bedeviye,” Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim ki!”(12) buyurarak çocuk sevgisinin önemine dikkat çekmiştir.

Yine bir gün Allah’ın elçisi torunu Hasan’ı öpüyordu. Yanında Temim kabilesinin ileri gelenlerinden Akrâ b. Habis vardı. Akrâ, Hz. Peygamber’in çocuğu öptüğünü görünce:” Benim on çocuğum var, onlardan hiç birini
öpmedim!” dedi. Bunun üzerine o Yüce sevgi ve şefkat Peygamberi şöyle buyurdu:” Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”(13)
Peygamberimiz çocuklar arasında kız ve erkek ayrımı asla yapmazdı. Böyle bir durum sergileyenleri uyarır, davranışlarının düzeltilmesini sağlardı.(14)
Enes(r.a)’ın anlattığına göre, Hz. Peygamberin yanında bir kimse bulunuyordu. Derken bu kişinin bir oğlu geldi. Adam onu öperek dizine oturttu. Az sonra küçük bir kızı daha geldi. Adam onu önüne oturttu. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “ Bunların ikisini de bir tutsana!” diye adamı uyardı.(15)

Peygamberimiz, müslüman olmayan çocuklara da aynı şefkat ve sevgisini göstermiştir. O’nun çocuklara has özel bir sevgisi vardı.
Bir savaş bitiminde, savaş meydanında çocukların cesedini görünce gözleri yaşlarla dolup taşmıştı. Savaş esnasında iki taraf arasında çocuklar kalmış ve öldürülmüşlerdi. Peygamberimizin bu olay karşısındaki büyük üzüntüsünü ve gözyaşlarını gören sahabelerden biri,” Ya Rasulallah! Onlar müşrik çocuklarıydı.” Dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) de:” Farkında değimlisiniz? Sizin en hayırlılarınız da müşriklerin çocuklarıydı.Aman ha! Çocukları öldürmeyin.”(16) buyurmuştur.
Hz. Peygamber, kadınlara karşı da çok merhametliydi. Kadınlara iyi davranır, onları üzmezdi. Zira O’nun hiç kimseyi kırdığı görülmemişti.

O, evrensel insan hakları beyannamesi niteliğinde olan veda hutbesinde, kadınların haklarının gözetilmesinin gereğini tüm insanlığa ilân etmiştir.
 İnsanların birbirlerini sevmelerine büyük önem vermiş olan O, Yüce Peygamber bir hadis-i şeriflerinde,  bu sevginin önemini şöyle ifade buyurmuşlardır:
Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Rasûlullah buyurdular ki:” Allah’ın kulları arasında bir gurup vardır ki, onlar ne Peygamberlerdir ne de şehitlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle Peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler.”
Orada bulunanlar sordular:” Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir, bize haber ver.”Peygamberimiz:” Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah rızası için birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki, onların yüzleri (kıyamet gününde) bir nur üzeredir. Halk bakarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar üzülmezler.”(17) Ve şu âyeti okudu:
“ Haberiniz olsun Allah’ın dostları var ya! Onlara ne korku var, ne de onlar üzüleceklerdir.”(18)
Peygamberimiz (s.a.v) düşmanlarına dahi sevgi ile muamele ederdi. Çünkü O, âlemlere rahmet olarak gelmiş bir Peygamberdi.
Yüce Allah O’na “Habibim” (sevgilim) demişti. Bu Yüce Allah tarafından O’na verilmiş olan o büyük değerin ifadesi idi.
Evet, hiçbir insan O’nun gibi sevmedi, sevemezdi. O, eşsiz bir sevgi pınarıydı. O, insanları bütün yüceliği ile sevdi.
O, en kötünün bile ayağına onlarca kez gitti.

Yeter ki o yanmasın, ateş onu almasın diye.

Hangi akıl sahibi bakınca görmezdi O’nun gözlerindeki ışıltılı sevgiyi.
 
A.Celil ÇAKAR
Karamürsel Müftüsü

     
 
 
1-Ahzâb 33/21
2-Enbiyâ 21/107
3-Müslim, iman 93; Ebu Davud, Edeb, 142
4-Buhari, iman 7
5-Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66(Hadis No:2586)
6-Buhari, Enbiyâ, 37
7-Tirmizi, el-Birr ve’s-Sıla 15(Hadis No:1919–21)
8-Müslim, selâm, 15(Hadis No:2168)
9-Buhari, Fedâilus-Sahabe 22
10-Buhari,Ahlâk hadisleri,I,285(Hadis No:270)
11-Buhari, Umre 13
12-İbn Mâce, Edeb,3(Hadis No:3665)
13-Tirmizi, el-Birr ves-Sıla 12 (Hadis No:1911);Buhari, Edeb, 18
14-TDV İslam Ansiklopedisi, VIII, 356
15-Sahihi Müslim tercüme ve şerhi, sönmez neşriyat, İstanbul, 1978, VI-II/155
16-el-Hindi, Kenzû’l-Ummâl Beyrut 1985, IV,591
17-Ebu Davud, Büyu, 78 (Hadis No:3527)
18-Yunus10/62