|
En
önemlileri Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suvâ, Yeğûs ve Nesr olmak
üzere Kâbe ve çevresinde 360 kadar Put vardı. Ayrıca her kabilenin ve
ailenin kendisine has Putları vardı. Mecusilik de yaygındı. Kan
davaları güderek insanlık birbirini katlediyordu. Soygunculuk ve
faizcilik kol geziyordu. Zenginleri üstün görüp fakirleri hor
görüyorlardı. Mazlumları köle olarak kullanıyorlardı. İçki, kumar
alabildiğine yaygınlaşmış ve fuhuş adeta meslek haline gelmişti.
Kadınlar bir ticaret metaı gibi alınıp satılıyorlardı. Kadınlar miras
alamadıkları gibi kendileri erkeklere miras kalırdı ve erkek istediği
kadar kadınla evlenebilirdi. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını
diri diri kumlara gömebilecek kadar vahşileşmişlerdi. Kuran-ı Kerim
onların bu halini şöyle haber vermektedir: Onlardan birine kız
çocukları doğduğu müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara
kesilir. Kendine verilen müjdenin (ona göre) kötülüğünden dolayı
kavminden gizlenir.(Büyük bir utanç duyar.) Onu aşağılık duygusu
içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki,
verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!(1)
İşte böyle bir ortamda, insanlığın
yanında yerde ve gökte bulunan bütün varlıklar ortalığı kaplayan siyah
bulutları dağıtacak, hakikat nurunu parıldatacak rahmet ve şefkat
Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)i bekliyordu. Çünkü Onun geleceği
kendisinden önce gelmiş olan Peygamberler tarafından müjdelenmişti. Bu
gerçeği Yüce Peygamberimiz (s.a.v) şöyle ifade buyurmuşlardır: Ben
Hz. İbrahimin duası, Hz. İsanın muştusu ve annemin rüyasıyım.(2)
Kuran-ı Kerimde ise bu husus şöyle haber verilmektedir. Hz. İbrahim
(a.s) duasında: Rabbimiz! İçlerinden onlara bir Peygamber gönder;
onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her
türlü kötülükten arındırsın. Şüphesiz sen, mutlak güç sahibisin, hüküm
ve hikmet sahibisin.demişti.(3) Hz. İsa (a.s)da Onun geleceğini
şöyle müjdelemişti: Hani Meryem oğlu İsa;Ey İsrail oğulları!
Şüphesiz ben, Allahın size benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve
benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi müjdeleyici (olarak
gönderdiği) Peygamberiyim.demişti.(4)
İşte Hz. İbrahimin duası, Hz. İsanın
muştusu ve Hz. Âminenin rüyası olan Hz. Muhammed (s.a.v)i Yüce Allah
Miladi 571 yılının 20 Nisanında, kameri aylardan Rebiul-evvel ayının
12. gecesi sabaha karşı âlemlere rahmet olarak gönderdi. Kuran-ı
Kerimin ifadesiyle Yüce Allah bu müjdeyi bizlere şöyle veriyor:
(Ey Resûlüm!)Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.(5)
Âlem, duyu ve akıl yoluyla kavranabilen veya mevcudiyeti
düşünülebilen, Allahın dışındaki varlık ve olayların tamamını ifade
eden bir terimdir ki, bu ayet-i celilede geçen âlemin kelimesiyle
bütün yaratıkların tamamı kastedilmektedir.(6) Yani Yüce Peygamberimiz
(s.a.v) bütün yaratıklar için bir rahmet vesilesidir.
Hatib-i Bağdadi; tarihinde, isnad-ı
leyyin ile Hz. Muhammed (s.a.v)in doğduğu gece şöyle bir nidanın
duyulduğunu rivayet etmektedir: Bütün âlemler bilmesi için,
Muhammedi bütün insanlara, kuşlara, hayvanlara arzedin. Ona Ademin
ahlakından, Şitin marifetinden, Nuhun şecaatinden, İbrahimin
dostluğundan, İsmailin lisanından, İshakın rızasından, Salihin
belâgatinden, Lûtun hikmetinden, Mûsanın şiddetinden, Eyyûbun
sabrından, Yunusun taatinden, Yuşanın cihadından, Dâvudun
musikisinden, Danyalın muhabbetinden, İlyasın vakarından, Yahyanın
iffetinden, İsanın zühdünden verin ve Onu bütün Peygamberlerin
ahlakı denizine daldırın.(7) Allahu Teâla, bir insanda bulunabilecek
görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün
güzellikleri habibinde toplamıştır. Onun hiçbir hareketinde, hiçbir
işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusur
görülmemiştir. Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekânında, kendi
kavminin hepsinin her bakımdan en üstünüdür. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.v) ise, dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya
kadar, her zamanda, her mekânda, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların
her bakımdan en üstünü, en faziletlisidir. Hiçbir kimse hiçbir
bakımdan Ondan üstün değildir. Cenab-ı Hak Onu öyle yaratmıştır.
Evet gerçekten âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Yüce
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), bütün ahlakı güzelliklerle bezenip
donatılmış ve tüm kusurlardan da arındırılmış olan tek örnek ve tek
rehberdir. Onun bu hususuna işaretle Yüce Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır: Andolsun ki, Allahın Resûlünde sizin için, Allaha ve
ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allahı çok zikreden kimseler için
güzel bir örnek vardır.(8)
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed
(s.a.v)in anlatmış olduğu şu haber Onun Yüce Allah katındaki
değerinin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermektedir: Allahu
Teâla yasak ağaçtan yediğinden dolayı Ademi Cennetten dünyaya
indirdiği zaman, Adem(a.s) kusurunu anladı, affı için ağladı ve: Ya
Rabbi! Beni habibin/sevgilin Muhammed hatırına affeyle.diye yalvardı.
Allah Teâla: Ey Adem sen benim habibim Muhammedi nereden
tanıyorsun?diye sordu. Adem(a.s): Ya Rabbi! Sen beni Cennete
yerleştirdiğin zaman Cennetin her yerinde, Arşın üzerinde Lâ ilâhe
illellah Muhammedur-rasulüllah yazısını gördüm. İsmi senin isminle
birlikte zikredilen ve her yere nakşedilen bu zatın senin katında çok
kıymetli ve sevgili birisi olduğunu anladım. O sevgili kulunun
hatırına beni affetmeni istiyorum.dedi. Allahu Teâla: Ey adem,
doğru söyledin; O, bana halkın en sevimlisidir. O, senin evlatlarından
birisidir. Peygamberlerin sonuncusudur. Eğer Onu yaratmasaydım seni
de yaratmazdım. Seni Onun hatırına affettim.buyurdu.(9) Evet O,
âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olup her şey Onun hürmetine
yaratılmıştır.
Müslümanların en sıkıntılı dönemlerinde
bile, müşriklere beddua etmesini teklif edenlere: Ben beddua
etmek için gönderilmedim, rahmet olarak gönderildim.(10) buyuran
Yüce Peygamberimizin âlemlere rahmet oluşu yalnızca insanlarla
sınırlı kalmayıp canlı cansız bütün varlıkları kuşatmıştır. Bir
hadislerinde: Allah, merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder.
Öyleyse sizler yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size
merhamet etsinler.(11) buyurarak bütün varlıklara şefkatle muamele
edilmesini istemişlerdir. Onun rahmet Peygamberi oluşundan
hayvanlar da paylarını almışlardır. O, bir kediyi hapsedip ölümüne
vesile olan kadının ilahi azaba dûçar olduğunu haber vermek suretiyle
hayvanlara karşı nasıl bir merhamet duygusu içinde olmamız
gerektiğinin mesajını bizlere iletmiş olmaktadır. Diğer bir
hadislerinde de: Haksız yere bir serçeyi bile öldürenden Yüce Allah
kıyamet gününde hesap soracaktır.(12) buyurmuşlardır. Evet Onun
rahmeti hayvanları da kuşatıyordu. Merhum Ali Ulvi KURUCU Onun bu
vasfını ne güzel dile getirmişti:
Rûhum sana, varlık sana hayrandır
Efendim!
Bir ben değil, âlem sana kurbandır
Efendim!..
Ecrâm ü felek, Levh ü kalem mest-i
nigâhım,
Didârına âşık Ulu Yezdandır Efendim!..
Mahşerde nebiler bile senden meded
ister,
Rahmet, diyen âlemlere Rahmandır
Efendim!..
Evrende olan her şey Ona büyük bir
hürmetle ve sevgiyle bağlı idi. Tarihte bunu gözler önüne seren nice
örneklerden sadece bir ikisini vermek gerekirse; Hz. Ali (r.a) diyor
ki: Biz Mekke ve çevresinde Efendimizle birlikte dolaşırdık. Dağlar,
taşlar ve ağaçlar arasından geçerken bunların her biri Peygamberimize
Allahın selamı üzerinize olsun, Ey Allahın Resulü! Diye selam
verirlerdi.(13) Peygamberimiz mescidinde ilk zamanlarda hutbeyi bir
hurma kütüğü üzerinde okurlardı. Sahabe-i Kiram, rahat konuşması için
Peygamber Efendimize bugünkü minbere benzer bir minber yaptılar ve
onun üzerine çıkarak konuşmasını istemişlerdi. Sevgili Peygamberimiz
yeni yapmış oldukları minberin üzerine çıkıp hutbesini okumaya
başlayınca, Efendimizin daha önce hutbe okuduğu sırada üzerine çıkmış
olduğu hurma kütüğünden yavrusundan ayrılan devenin iniltisine benzer
sesler gelmeye başladı. Peygamber efendimiz minberden inip elini
kütüğün üzerine koyarak onu okşayınca kütüğün iniltisi kesilmiştir.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v): Eğer ben onu kucaklamasaydım
kıyamet gününe kadar hep böyle inleyip duracaktı.buyurmuştur. Hz.
Peygamberin emriyle kütük yerinden alınıp yeni minberin altına
konuldu.(14)
Yağmur nasıl bir rahmet olarak
yeryüzünün hayat bulmasına vesile oluyor ise Yüce Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.v)de insanlığın mânen hayat bulmasına vesile olmuştur
ve kıyamete kadar da olmaya devam edecektir. İnsanlık Onun sayesinde
içine düşmüş olduğu küfür ve dalâletin o korkunç girdabından
kurtulmuş, hakikati görmüş ve imanla müşerref olmuştur. Kendi öz kız
çocuklarını bile diri diri toprağa gömebilecek kadar vahşileşip
insanlık sınırlarından çıkmış olan toplumlar Onun neşretmiş olduğu
nur sayesinde insan-ı kâmil olma yoluna girmiştir. İşte bu yönüyle O,
tüm insanlık için başlı başına bir rahmettir.
Evet; Yüce İslâm, başlı başına bir
rahmet dinidir. Efendimiz (s.a.v)in gönderiliş gayesi de rahmettir.
O. Rahmetle kalplere girerek gönülleri fethetmiştir. Allahın
rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı
kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi
(15) İlahi buyruğu
Onun bu özelliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen,
kâinatın baş tacı, ebedi rehberimiz, varlığımızı ve kurtuluşumuzu
borçlu olduğumuz sevgili Peygamberimizi layıkıyla anlatmaya ne
kitaplar yeter, ne de insanoğlu buna gerçek manada kadir olabilir. Bir
şâir bu hakikati şöyle dile getiriyor:
Her vasfı kî, imtiyazı hâiz,
Tarih Onu, vasfederken âciz.
Peygamber Efendimizin şâirlerinden
Hassan b. Sabitin şu sözü ne kadar mânidardır: Ben, Muhammed
Mustafa (s.a.v)den bahs ederken, Onu methediyor değilim; bilâkis
Ondan bahsetmek suretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.
Zira Onun meddahı Yüce Allahtır.
Bizlerde, fazla söze gerek kalmadan Onu
anlatmaya çalışan fakat gerçek manada da anlatabilmekten aciz kalan,
on binlerce nâtlardan biri olan merhum Mehmet Âkif ERSOYun şu güzel
ve bir o kadar da manidar sözleriyle konumuzu noktalamış olalım:
Bir nefhada insanlığı kurtardı O mâsum,
Bir hamlede Kayserleri, Kisrâları serdi!
Aczin kî; ezilmekti bütün hakkı,
dirildi;
Zulmün kî, zevâl aklına gelmezdi,
geberdi!
Âlemlere; rahmetti, evet, şeri mübini,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse, Onun vergisidir
hep;
Medyûn Ona cemiyyeti, medyûn Ona
ferdi.
Medyûndur O mâsuma bütün beşeriyet
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile
haşret
A.Celil ÇAKAR
Karamürsel Müftüsü
1-
Nahl 16/58-59
2-
Ahmed b. Hanbel, IV/ 127
3-
Bakara 2/129
4-
Saf 61/6
5-
Enbiyâ 21/107
6-
TDV İslam Ansiklopedisi c.2,s.357
7-
Hz. Muhammed hk. Konferanslar
s.116,D.İ.B yayını
8-
Ahzâb 33/21
9-
Hâkim, Müstedrek,II,615; Beyhaki,
Delailün-Nübüvve, V, 448; Taberani, es-Sâğir, II, 82
10-
Müslim, Birr, 87, Had.No: 2599
11-
Tirmizi, Birr, 16; Ebû Dâvud, Edeb 58
12-
Nesâi, Dahâyâ, 42
13-
Dârimi, 1/12
14-
Sahih-i Buhari, c.1, s.220; İbn-i Mâce
Sünen c.1, s.454-55; Tirmizi Sünen c.2, s.370; Dârimi, c.1, s.23-24;
Ahmed b. Hanbel Müsned, c.5, s.137; M.Âsım Köksal, İslam tarihi
9/11-14
15-
Âl-i İmran 3/159
.
|