|
Bizlere hem dünya hem de ahiret mutluluğunu yakalamanın yolunu
gösteren İslâm dini, her türlü iş ve davranışı, sadece kısa vadeli
bireysel kazanım yönüyle değil, onun bir diğer kişinin hakkını ihlâl
edip etmediği, insanlığın ortak yararına ne kadar hizmet ettiği, ilâhî
rızaya uygunluğu yönüyle de değerlendirmekte ve sonuçlarının manevî,
ahlâkî ve vicdanî boyutlarını da dikkate almaktadır. Dolayısıyla
İslâm, dünyadan ukbâya uzanan yönüyle bir bütün olarak ele almakta,
dışa taşan yönüyle vicdandaki yankısını birlikte düşünmekte, yapılan
her işte bireysel yararla toplum menfaatini dengelemekte, inançla
eylem, eylemle ahlâkî erdemler arasında kopmaz bir bağ kurmaktadır.
Dinimizde yapılan her işte niyet önemli görülmüş, izlenen yolun ve
gidilen hedefin meşru olması şartı aranmış, bundan sonra da sonucun
hayırlı olması için dua edilmesi tavsiye edilmiştir. Sevgili
Peygamberimiz de bizlere, bir işe girişirken onun doğruluğunu iç
dünyamızda samimi biçimde tartışmamızı, şayet yapacağımız iş
vicdanımızı rahatsız ediyorsa, şeklen kurala uygun olsa bile o işi
terk etmemizi öğütlemiştir. Ayrıca “İnsanların en hayırlısı, insanlara
en fazla yararı dokunan kimsedir” diyerek, yapılan işlerin bir
başkasına fayda sağlamasını, insanlığın ortak yararına hizmet etmesini
üstün hayır olarak nitelemiştir. Geleneğimizde halka hizmetin Hakk’a
hizmet olarak görülmesi, vakıf eser, yol, çeşme, okul, cami, hastahane
yapımı gibi insanlığın ortak yararına olan işler ‘kalıcı hayır’ olarak
ifade edilmiştir.
Emek ve alınteri kutsal, çalışıp üretmek ise geniş anlamıyla
ibadettir. Kur’an’da sıkça tekrarlanan ‘salih amel’, doğru, barışçıl
ve yararlı işler yapmak demektir. Görev ve yetkileri ehil ve lâyık
olanlara vermek, her işi sağlam, doğru ve eksiksiz yapmak Yüce
dinimizin önemle üzerinde durduğu temel bir ilkedir. Yanı başımızdaki
kişiye yapılan hayır, topluma ulaşan yarar, bireysel menfaatten daima
üstündür.
Kanaat, gereken çabayı gösterdikten ve tedbiri aldıktan sonra ilâhî
takdire razı olmak, nimeti ve sıkıntıyı paylaşmasını bilmek, ötekini
de en az kendi kadar düşünmek Müslüman ahlâkının ayrılmaz ögeleridir.
Böyle olduğu içindir ki, medeniyet tarihimizde hisbe ve ahilik
teşkilâtı, yâren kültürü, esnaf geleneği gibi çalışma ahlâkını tesis
eden, üretkenliği ve denetimi sağlayan çeşitli kurum ve anlayışlar
ortaya çıkmıştır.
Günlük hayatımızdaki bütün davranış ve girişimlerimizi bireysel çıkar
ve kısa vadeli gelecek kaygısı içine sıkışıp kalmaktan kurtarıp onları
sürekli vicdanî muhasebeye tabi tutmamız, yararlılık ve ahlâkilik
yönüyle denetlememiz hem kalıcı mutluluğumuzun hem de toplumsal huzur
ve gelişmemizin temel kaynağı olacaktır.
Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi 2008 Haziran sayısında
yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
|